
Ben Hale,
Kendini nasıl tanımlarsın deseler sanırım öne çıkan taraflarımdan birisi çocukluğumdan beri öğrenmeye olan merakım diyebilirim. Resmî eğitim hayatım, rızam dışında ve yeteneklerimle örtüşmeyen alanlarda geçti. Zamanla içinde sıkılarak var olduğum bu alanların dışına çıkarak kendi meraklarıma yönelmeye başladım.
Hayatımda kendime ait bir alanı yaratma çabası, felsefe, sanat ve çok yönlü bir yaşamsal pratiği getirdi. Genç yaşta çalışmaya başladım ve profesyonel olarak farklı sektörlerde deneyim kazandım. Pek çok sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak çalıştım. Kendi olgunlaşma deneyimime, çok farklı insan hikayeleri eklendi ve iletişim pratiğim derinleşti.
Otuzlarımda belgesel fotoğrafla tanışmam, imgelem, bakış ve görme biçimlerimi dönüştürdü. İnsanın psikolojisi, varoluş biçimleri ve kendi deneyimlerim üzerine düşünmek; felsefi okumalarla birlikte beni ayakta tutan ana unsurlardı. Merak duygum geliştikçe yaşadığım deneyimleri anlama çabam da büyüdü. Felsefe iyi ki hayatımdaydı ve varoluşçu bir yerden bu alana girmek beni destekliyordu.
Gündelik hayatımda yaşadığım zorlukları zihinsel olarak anlamlandırabilsem de, bedensel ve duygusal düzeyde kendimle temas kurmakta zorlanıyordum. Hatırı sayılır ağırlıkta psikosomatik rahatsızlıklar yaşadım ve bu durumlar benim , zihinsel açıklamaların ötesinde, bedenin somatik diliyle temas ettiğim bir pratiğe yönelmemde belirleyici oldu. SST’nin somatik, felsefi ve psikosomatik çalışmaları, zihnimdeki sürekli anlamaya ve çözmeye çalışan halinden çıkıp, bedenimin somatik dilinin içindeki ‘ben’ ile temasa geçmemi sağladı.

